8.11.18

Ömer Seyfettin, Bütün Eserleri 9, Bit Hikayesi


bütün eserleri 9, bit, bit hikayesi
Biz, bu son asrın muharrirleri ehemmiyetsiz, en adi şeylere kıymet verir, elimize bir fırsat geçti mi "pire"yi "deve" yaparız! Bilmem hangi meşhur ruhiyat mütehassısı ve temayülümüzü hayatta ciddiyetin, edebiyatta zevkin iflasına atfediyor. Diyor ki : "Bunlar hep bozukluk alametleri! İnsanlık hasta! Muvazenesi kaybolmuş! Gözler kör! Kulaklar sağır! Hani eski eserlerin mevzularındaki büyüklük! Hani o eski asil heyecanlar, necip tezler ve ilah, ve ilah.." Ben düne varıncaya kadar bu münasebetsiz iddiayı sahih sanıyor, kendimi tedavi etmeye çalışıyordum. Ne kadar mevzularım vardır ki, kahramanı bir kurbağa, yahut bir çekirge olduğu için yazmaktan vazgeçmişim! Fakat dün tarihi bir eser okudum. Tam bundan iki bin sene evvel yazılmış Latince bir şaheser... Evvela gözlerime inanamadım. "Acaba mizah mı?" diye şüphelendim. Hayır, ciddiydi. Kaili deli, yahut kaçık olmak şöyle dursun, zekâsıyla, vukufıyla şöhret kazanmış gayet mümtaz bir şahsiyetti: Daniel Heitiscus. Romasenatosuna "Bit"in lehinde verdiği bir istirhamname, âdeta bu asırda emsaline tesadüf mümkün olmayan bir belagat, bir mantık, bir muhakeme incisi! İşte evvel zamanda büyük adamların küçük şeylere nasıl büyük bir nazarla baktıklarını karilerime göstermek için, bugünkü eski okunmaz tarihlerin tozlu yaprakları arasında uyuyan bu ulvi istirhamnameyi harfi harfine tercüme ediyorum :[line]
bütün eserleri 9, bit, bit hikayesi

“SENATORYAYA”



Ey muhterem ayan!


Bit, herkesin tanıdığı bu meşhur hayvan, kendini doğuran İnsanın bu ehli misafiri, servetimize, evimize, barkımıza, mukaddesatımıza iştirak eden bu sadık refik en derin bir hakarete maruz bırakılıyor, insafsızca ezilerek öldürülüyor. Ondan yalnız su, toprak sakınılmıyor, zavallı yaşayabileceği yegâne sahadan, insan vücudundan kovuluyor. Böyle bir hareketin sebebini araştıracak olursak, birçok hususta haksız olan 'efkârıumumiye‘den başka bir şey bulamayız. Bu içtihadınızı düzeltmek içim en âlâ usul, bu yanlış anlaşılan hayvancığın evsafını size tanıtmaktır. Bit kendine ikametgâh olarak vücudun en yüksek, en asil kısmını, yani başı intihap eder. Orada doğar. Orada büyür. Orada servetim kurar. Derler ki, “İyi bir komşu kadar dünyada âlâ bir şey yoktur.” İmdi bitin de teklifsiz komşusu akıl, zekâ, fikir, hikmettir! Şuna dikkat ediniz : Hiçbir vakit bir eşeğin vücudunda bit bulamayacaksınız. Bilakis, bu fetanetle meşhum hayvancığı İnsanda, köpekte, bülbülde, hilkatin üç âli mahlukunda mebzuliyetle bulacaksınız. Bitin kıdemine bakacak olursak, ona cihanın İptidalarında bile rasgeleceğiz. Taşı, ilk İnsan taşı ısıttığı zaman, o da zuhur etti“. Düşmanları onun için, 'Pislikten doğdu.” derler. Fakat dünyada her şey pislikten doğmuyor mu? Eğer terbiyesini tahlil etmeye kalkarsanız, ahlakının, âdatının tatlılığına meftun kalacaksınız. Daima ailesiyle, ehli işleriyle meşguldür. Gıda tedariki haricindeki zamanını tamamıyla istirahate, tefekküre hasreder. Vakıa onun gıda aramaya ihtiyacı yoktur, daima sofrası önünde kuruludur. Vücudunun uzviyeti! kadar harikalı ne vardır? Hemen hemen atomlara karışmış gibidir. Yaşayış tarzı sakindir. Müsterihtir. Kuş gibi uçmaz, pire gibi sıçramaz. Haysiyetli büyük adamlar gibi ağırdır, vakurdur. Muntazam, yavaş adımlarla yürür. Kabul ettiği hükümet tarzına bakınız: Bitlerde kanun yapan âdettir. Bunun için de ayaktakımınım dununda değildirler. Hatta bu güruha bir faikiyetleri de vardır: Asla insanlar gibi birbirleriyle muharebe etmezler. Sadakatte insanları geçerler. İnsanın dostları felaketine iştirakten kaçarlar, Ortadan kaybolurlar. Bit, ezeli bir sadakatle olduğu yerde kalır. Zenginliğin karşısına gitmez. Zenginlik çekilirse o da bırakıp kaçmaz. O fakirin arkadaşıdır. Büyüklerin saraylarına uğramaz. Sefillerin içinde, en sefil olanların mahpusların gönül eğlencesidir. Darağacına kadar zavallılara arkadaşlık eder. Hem ölümün geldiğini hissetmek mevhibesine de mazhardır. Ölüm yaklaştı mı, o uzaklaşır. En büyük âlimler de tasdik ederler ki, bu hayvancık hastalıkların önüne geçmeye has bir amildir. Hakiki bitler asla hasta olmazlar. Tabiatı iyidir. Sakindir. Ne sokar, ne yaralarlar. Yalnız gıdıklar; hücum etmez. Hamlelerinde elemden ziyade haz vardır. Evet, bu gıdıklanma fikir için bir lezzettir. Ey muhterem ayan! Bu sizin için de bir lezzettir; bazen başınızı, bazen belinizi, bazen koltuğunuzun altlarını, hasılı misafirciğiniz nerenize dokunursa orasını tatlı tatlı kaşıdığınız zaman bir haz duymaz mısınız? Eflatun, “Haz mahrumiyetten doğar." demiş: İmdi kaşınırken duyduğumuz bu hazzın sebebi kimdir? Bu minimini âciz hayvan değil mi? Şarkta bazı mezhepler bu masum böceğin faikiyetini anlamışlardır. Ona ellerinden geldiği kadar iyi bakarlar. Hürmette kusur göstermezler. Bundan başka, bitte insanı hayrete düşürecek bir mahsuldarlık var. Bir başın üzerinde yavruları çoğalmaya başladımı, dostları hemen gelip onu ararlar. Hatta altın pahasına satın alırlar. Bitleri öldürmek cezaya layık bir cinayettir! Bundan başka bilirsiniz ki fanilerin en zekileri olan Yahudiler de, şarklıların bu telakkisine iştirak ederler. Hekimlerden menkuldür ki, cumartesi günü bir biti öldüren mahkum olur. Merhamet ediniz, ey muhterem ayan! Mukaddes ervah namına, ölmüş olanların gölgeleri namına merhamet ediniz. Canlı kalan bitlere merhamet! Onlar sizi seviyorlar, sizi takip ediyorlar, iyi, fena taliinize iştirake her vakit hazır, size can ve gönülden bağlanıyorlar...”

[line]
Evet, şiir gibi, sanat gibi, aşk gibi, şefkat gibi mantık da, akıl da, zekâ da, mazide, ezeli, kadim Medine’nin harabeleri altında gömülü kalmış! Milyonlarca adamı bir an içinde mahvedebilecek cehennem aletleri yaparken sırf gevezelik, maskaralık için kurduğumuz "himaye-i hayvanat" derneklerine rağmen, bugün hangimiz biti aklımıza getirebilir? Onun hukukunu müdafaa değil, hatta edebiyatta “edeb-i kelam" diye uydurduğumuz bir riyakârlık kaidesine uyarak, ismini bile anamayız! Asırların içinde insanın ruhu büyüyeceğine küçülmüş! Ulvi hissiyatımız değil, sevk-i tabiimiz tekamül etmiş! Maddi faide endişesi, menfaat düşüncesi, nihayet en tabii, en muhik bir akıbet olan ölümün o manasız çirkin korkusu bizi adeta vahşileştirmiş.


"Buna nasıl hükmediyorsun" mu diyeceksiniz?

Şimdi Heitiscus'un bu yüksek, bu insani davasını tekrar okurken içimde duyduğum meftuniyetin altından zehirli bir çuvaldız gibi bayağı bir sual sivriliyor. Kendi kendime gayrı ihtiyari, “Acaba, onun vaktinde 'lekeli humma' yok muymus?" diyorum.


Ah, evet, asri zihniyetimiz 'ebedi, ulvi, umumi, ilahi seyyan halk mefhumunu muvakkat uzvi faidelere feda edecek derecede alçalmış! Bugün en ehemmiyetsiz bir sıtma mikrobunu naklettiğini bilsek mandaları, öküzleri, filleri, develeri bile bir darbede hem büsbütün dünya yüzünden kaldırmaz mıyız?


(20.4.1 335/1919)
TextFairy'le fotoğraftan düzenlenmiştir...

kişisel blog,takip et

Yorum Gönder

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın.