21 Ocak 2017

Bir Guguklu Saatin Azizliği

guguklu saat

 

 BIR GUGUKLU SAATIN AZIZLIĞI

Dışarıda yağmur, çamur, soğuk, zifos ve karanlık vardı; berbat bir kış akşamıydı. Halbuki içeride salonlar ılık, temiz, aydınlık ve neşeliydi; çay veriliyordu.

Ben de bu âleme dahildim.

Fakat nedense mahzun bir günümdü... Nezaketle ev sahiplerini selamlamış, birkaç nazik cümle sarf etmiş ve usulcacık bir köşeye yollanıp orada, ayakta bir süslü masaya dayanıp tahayyüle dalmıştım. Ah, hiç şüphe yok ki, şu salonda her şey ve herkes, ilk nazarda, pek hoş, pek cazibeli, pek kaygısız görünüyordu. sanki hepimiz bütün işlerimizi yoluna koymuş, iradımızı masrafımıza uydurmuş, kendimizin ve çocuklarımızın istikbalini temin etmiş, hayatımızı emniyet altına almış, şimdi buraya havai sohbetler yapmaya, eğlenmeye gelmiştik. Ev sahipleri, dudaklarında mesut tebessümler, ortada dolaşıyorlar, misafirler, gözleri neşeli, latifeler yapıyorlar, modadan bahsolunuyor, Avrupa'dan dem vuruluyor, yazın yapılacak eğlencelerle bahara çıkılacak seyahatlerin projelerinden konuşuluyor, hülasa refahlı, me

1 zifos: yerden sıçrayan çamur tahayyül: hayal etme
3 irat: gelir
4 hülasa: öz, özet

- 1 -

sut, talihli adamlar gibi bu zümre en latif hasbihallerle ne tatlı vakit geçiriyordu! Evet, şüphesiz ki, buraya İstanbul’un bahtiyarları toplanmış, en dertsiz ve en endişesiz insanları bu zarif salonda birbirleriyle buluşmuştu.

Ben tam muhakememi bu raddeye getirmiştim, birden başımın üzerinde bir harhara koptu ve garip bir mahluk bir biri üstüne altı kere:

“Guguk! Guguk!” diye haykırdı. Baktım: Duvara eski usul, antika bir saat, bir guguklu saat asılmıştı...

Çeyrekte bir üstündeki ufacık kapı açılıyor ve acayip bir kuş salona, salondakilere doğru uzanarak yerine göre bir, beş, on, on iki defa:

“Guguk!” diye bağırıyor, sonra yine odasına veya yuvasına çekiliyordu.

Belki bunda hayrete değer hiçbir cihet yoktu. Fakat, nedense, bana bu “Guguk!”lar, şu hülya, riya âleminde pek manalı göründü; sanki onu bir filozof azizlik olmak için asmıştı, her “Guguk” bizi hakikate ircal için bir ihtar ve her esassız sözümüzle, fiile uymayan kavlimizle bir istihzaydı. Hem, galiba alelhusus çay günleri, bu “Guguk”lar o kadar yerinde çıkıyor, guguklu saat bizi o derece münasip bir yerde susturuyordu ki onun bir makineden ibaret olmayıp arıca bir ruha, bir zekâ ve bir ilme de malik olduğuna gittikçe inanmaya başlıyordum.

“Muhakkak,” diyordum, “arkamızda bizi bir dinleyen var, yeri geldikçe ipini çekiyor ve saati öttürüyor!”

- 2 -

Mesela yandaki koltuğa gömülüp yüksek sesle meclise hitap eden bir harp zengini -borç gırtlağında, pen'şan bir haldeydi ve elli lira bulmaktan âciz bir vaziyete düşmüştü... Keyfiyetı de cümlemizce malumdugüya Abid Hanı’ndaki yazıhanesi işliyormuş gibi bir azametle:

“Piyasa durgun, biraz un üzerine muamele var, fakat geçen hafta ortağımla girdik, sekiz bin lira zarar ettik! ” der demez -zahir akrep çeyreğin üzerine gelmiştikuş yuvasından çıktı ve tüccarın yüzüne doğru uzanıp bir defa:

“Guguk!” diye haykırdı. Ben kıpkırmızı oldum; az daha ev sahibi de:

“Kusurunu affedin, münasebetsizlik etti!” diyecek zannettim. Fakat baktım, kimse şu ihtar ve istihzanın farkında olmadı. *

Şimdi taciri müflis sözünü kesmiş, halka yutturduğuna kani, memnun dinlenirken şık, zarif ve cazibedar bir hanımefendi -Allahüâlem, doğru olmasa gerek ama sigorta parası için geçen yıl yalılarını kasten yaktıkları hakkında ortalıkta bir şayia dönmüştü ve bu yıl yakacak ev dahi kalmamıştıtatlı bir bahis açmıştı:

“Geçen kışı Nice’te geçirdikti, ne mükemmel bir hayat 0... Bu sene beye söylüyorum, 'Canım,’ diyorum, “bu çamurlu, sıkıntılı memlekette nasıl durulur, hiç olmazsa iki ay Mısır’a gidelim!’ Fakat, inatçı adam, bir türlü razı olmuyor, “bir işim var, hele bitsin, niyetim yine Nice’te bir villa tut-mak!’ diyor... Bakalım ne olacak?”

1 keyfiyet: durum

- 3 -

Hanımefendi sözünü ikmale vakit bulamamıştı. Nice’te villa tutmak ibaresine gelir gelmez tepesinde bir harhara kopmuş ve buçuk olmalıydı tahammülsüz kuş kutusundan dışarıya fırlayarak:

“Guguk!” diye ona da bir defa can ve gönülden bağırmıştı... Acaba hanım alayın farkında olmuş muydu? Ben hicabımdan yerlere geçiyordum; lakin anladım ki tefahür müsabakasına girişilen bu mecliste “Guguk!” değil a, bir saat icat olunsa da “Yuh sana!” diye haykırsa yine kimse üzerine alınmayacak!

Üçüncü bir zat, bir muharrirdi ve dalgınlıkla benim orada bulunduğumu ve işlerin içyüzünü bildiğimi de unutmuştu... Kitaplarının mazhar olduğu rağbeti mahviyetkâr" bir şive ile, lakin herkesin zihnine hakketmeye uğraşarak tatlı tatlı anlatıyor, anlata anlata bitiremiyor:

“Vallahi, efendim,” diyordu, “bu memleket için doğrusu şayanı hayrettir, ilk eserimi beş bin bastırmıştım, beş ayda tek nüsha kalmadı... Kitapçı geçen gün ikinci tabını teklif etti, 'Hele şu sırada dursun!’ cevabını verdim. Mamafih eşarımı topladım, küçük bir cilt teşkil edecek... Tabi on binden aşağı basılmasına razı değill”

On bini işiten kuş (ya tekrar çeyrek üzerine, yahut da şairi meşhurun iki yüz nüsha bile satamayacağına vâkıf oldu!

1 ikmal: tamamlama
2 tefahür: övünme
3 hvi etkâr: alçakgönüllce
5 eşar: şiirler
6 tabi: kitap basan, basımcı

- 4 -

ğundan hiddete gelmişti) birden yuvasından dışarıya atılmış ve üstadın burnuna doğru gagasını uzatıp sarih bir istihza ile:

“Guguk!” diye haykırmıştı. Ben utanarak gözlerimi yere indirmiştim; “zannetmiştim ki şair de işin farkına vardı... Lakin ne gezer, galiba o bunu “Bravo! ”, “Mükemmel!” gibi bir takdir ve alkış sedası farz etmiş, “Mersi”, “Mersi” diye mırıldanarak koltuğuna yaslanmıştı!

Söz sırası bir büyük zata gelmişti, o sabık ve lahikl ne kadar siyasiyun varsa hepsini bol keseden tenkit ediyor, sürü sürü kusurlar sayıyor, rical2 kıtlığından dem vuruyor, memlekete yazık olduğunu söylüyor, süslü yeleğinin cebine elini kıstırarak meşhur bir siyasi tavrıyla:

“Hanımefendiler,” diyordu, “yazık ki iş başına şark ve garba layıkıyla vâkıf bir zat, bir azimkâr ve kıymettar bir zat geçirilemedi. Mesela bendeniz iktidarda bulunsaydım dört kanunla bu memlekete öyle bir intizam verir, maarifı, sanayii öyle bir teshil eder,-” ticareti öyle arttırır, vatanı öyle bir gülzara çevirirdim ki hasımlarıma bile meziyetimi, hizmetimi takdir ettirir, dünyaya parmak ısırttırırdım. Evet, fazla değil, yalnız dört kanun, dört nizamname ile milleti şu muhataradan4 kurtarmak benim için, âcizlen' için işten bile sayılmazdı!”

l lahik: yenisi
2 rical: üst düzeyde bulunanlar
3 teshil etmek: kolaylaştırmak
4 muhatara: tehlike
- 5 -

Bu beliğ mühim, müthiş hitabeyi tam zamanında medit, muharriş, boğuk bir harhara, badehu sert, tiz sabırsıı bir sedayı istihza tamamladı:

“Guguk! Guguk! Guguk!”

Akrep tam altının üzerine gelmiş, bir çeyrek kadar şu nutku dinlemekten kuş bütün tahammül ve metanetini kaybederek yuvasından dışarıya bir çılgın gibi fırlamıştı. Yedinci gugukta henüz hırsını alamamış gibi mırıldanarak zor bela içeriye girdi...

Lakin dünyayı anladığını iddia eden o zeki, vukuflu zat bu sarih alayı hissetmemişti. Ben saatin şu nezaketsizliğinden dolayı utandığımı belli etmemek için yüzüme mendilimi kaparken o alkışlanmış bir hatip edasıyla mağrur koltuğuna yaslanıyordu.

Siyasiyattan bıkan meclis artık öteden beriden bahsediyordu. Otuz seneden beri otuz yaşını geçmeyen bir hanımefendi (söz aramızda, haber aldığımıza göre kerime hanımla bir mukavele akdetmişti, sokakta kendisine “Anne! ” diye hitap etmemek şartıyla her ay elli lira cep harçlığı verecekti) şöyle genç, şuh bir kahkaha ile birden:

“Cumaya benim doğduğum gün,” dedi, “yemeği hep beraber yeriz...”

Sonra daha genç, şuh bir seda ile:

“Ben de otuzunu buldum!” diye ilave etti... Cümlesini henüz bitirmişti, birden tepemizde müthiş bir harhara kop

beliğ: düzgün, açık konuşma
medit: uzun 3
muharriş: kulak tırmalayan

- 6 -

tu, guguk kuşu -hem de çeyreğe gelmeden, zahir zembereği boşanmıştıkutusundan fırladı. Durmadan:

“Guguk! Guguk! Guguk! ” diye bağırıyor, mütemadiyen, haykırıyor, nefes nefese, hanımefendiye bakarak, guguklarına devam ediyordu.

Hepimiz şaşırmış, yüksekteki saate:

“Artık sus!” diye sesleniyor, yumruklarımızı sallıyorduk.

Nihayet kurması biterek bimecal susmuştu; susmuştu ama bir kelime ile fikrini bu derece mükemmel ve dürüst ifade eden zarif bir heccaval ben ömrümde tesadüf etmemiştim!

Guguklu Saat  /  Refik Halid Karay

Yorum Gönder

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın...