28 Ocak 2017

Son Sayfa

ahmet haşim bize göre

Ahmet Haşim'in Bize Göre isimli kitabında yayınlanan makalelerin sonunda, son sayfa başlıklı değerlendirme yazısı



Herkesin tanıdığı bir ülkede yapılan kısa bir seyahate ait olan bu notlarda, birçok okuyucu, Amerikalılara özgü bir haydut olayına, dolaşık bir hırsızlık hikâyesine, göz kamaştırıcı bir eğlence dünyası tasvirine rastlamadıkları için belki hayal kırıklığına uğramışlardır. Hakları da yok değil; bir seyahat daima alışılmış hayatın düzlüğü dışında, fevkalade maceralar fikrini gerektirir. Sanılır ki ufuklarımızın ötesi bambaşka dünyaların başlangıcıdır. Güneşin battıgı yerde, bulutlardan saraylar kurulduğunu, erguvandan kuleler yükseldiğini, ateşten caddeler açıldığını, zümrüt veya yakuttan tavuklar ve horozlar dolaştığını görenler, kendi hayatlarından artık tat almaz olurlar. Ve ufukların arkasında eşsiz bir dünyanın saklandığını zannederek bu âlemin hasretini çekmeye başlarlar.

Bu acı bir yanılmadır, vapurdaki gezgin, geniş deniz üzerinde ilerledikçe, aynı denizin önünde durmadan uzayıp gittigini görmekle hayrete düşer. Cins cins zannettiğimiz insanlar da her yerde birdir ve aynı şeyleri söylerler. Sinema perdesine bakınız: Dil farklarının seyirciyi aldatmadıgı bu
beyaz sahne üzerinden geçen binbir insan örneğinin aynı el ve yüz hareketleri, aynı acıyla kıvranmaları, aynı neşeli sıçramaları, bütün ırkların tek dille konuştuğuna hükmedebileceğimizi göstermiyor mu?

Ben kısa seyahatimde hiç macera aramadım. Zaten arasam da bulamazdım. Polisin, demir zincirler gibi, her taraftan kıskıvrak bağladığı bir küre üzerinde, alışılmış düzenin dışında bir fevkaladeliğe rastlanabileceğini zannetmekte inat eden, yalnız Amerikalı gezginler kalmıştır. İri beşikleri andıran otobüslerin, büyük şehirlerde sokak sokak dolaştırdığı, bu kocaman gözlüklü, kedi yüzlü insanların hali gülünçtür. Bu ihtiyarlamış çocukları eğlendirmek için Hint ormanlarında uydurma kaplan avları, İspanya’da yalancı haydut çarpışmaları, Paris’te polis nezareti altında, sahte apaş toplanmaları tertip ederler. Denilebilir ki, Amerikalı gezgin, gezdiği dünyanın hiçbir tarafını gerçek yüzüyle görmüyor. Yaptığı iş, kendi sadeliğini memleket memleket dolaştırmak ve âlemi kendisine kıs kıs güldürmekten ibarettir.

Paris’te ne yaptım? Şimdi hatırası bende akıl almaz bir maceranın keskin tadı gibi kalan en kuvvetli saatlerim, krizantem ve kış gülleri kokusu ve kadın yüzleri renkleriyle dolu neşeli bulvarlarda hedefsiz gezintilerim; Notre-Dame kilisesi eteğinde, korkunç Ortaçağ gölgesine sığınmış küçük bir sonbahar bahçesindeki hayal ve unutma dakikalarım; bilhassa geceleri evime dönerken Seine nehrinin rıhtımları üzerinde tek başıma yaptığım gezintilerdir. Taştan bir çerçeve içine hapsedilen nehrin siyah suları, gece, hayali bir durgunlukla durgundur. Baş aşağı çevrilmiş ikinci bir Paris, beyaz, kırmızı ve yeşil ışıkları ile bu sihirli nehir içinde hareketsiz düşünür. Bu suda boğulmuş şehrin, baş aşağı dolaşan tek sakini ben olurdum.

Paris gibi coşkun bir hayat ve hareket şehrinde duydugu bu hiçten zevkleri, notlarının bu son sayfasında hatırlamaktan sıkılmayan adamın saflıgı, niceleri için belki çocukçadır.

Fakat bu adam, zevklerini başkalarına satmak üzere tatmıyor. Onun için saflık ve samimiyeti hoş görülmeli.

İkdam, 26 Kasım 1928

Yorum Gönder

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın...