19 Ocak 2017

Akşam Güneşi


Merhabalar dostlar... Son zamanların yoğunluğundan dolayı yorgun günlerin tesiri altında içerik paylaşamıyorum. Malum kış sezonu ve yapabilcek çok fazla aktivite yok... Doğa yürüyüşlerine de katılmıyorum... O yüzden sadece kitap okuyabiliyor ve beğendiğim alıntıları hem sair zamanlarda tekrar gözden geçirmek  hem de sizlerle, kişisel bloğumda paylaşayım istiyorum.

Reşat Nuri Güntekin'in Akşam Güneşi isimli, 116 sayfalık gençler için Türk klasikleri kitabından hoşuma giden alıntılarla huzurlarınızdayım...

Kalın sağlıcakla...

Akşam Güneşi / Reşat Nuri Güntekin / Alıntılar
-Bu çocuğa galiba ısınamayacağım... Fakat ne yapalım, başa gelen çekilir...

Ona sade vasilik değil, biraz da mürebbilik, muallimlik etmek icap edecek... Sakat fikirlerini, yanlış görüşlerini, tehlikeli temayüllerini merhametsizce baltalayacağım. Bu çocuğun hattâ biraz benden korkup çekinmesini istiyorum... Hasılı, bu çocukta mazinin fena tesirlerini boğmak için kuvvetli bir el lâzım... O kuvvetli el ancak ben olabilirim...



-Seyahatler âdeta roman vakalarına benziyor, dedi. İnsan yolda tesadüf ettiği insanlarla çabuk dost oluyor, sonra ayrılırken âdeta acı duyuyor. Acı duyduğumdan bahsederken gülmeme hayret edersiniz...



-Ben, belki çok fena bir kızım, dedi, sayılamayacak kadar kusurlarım var. Bunlara karşı kendimde bir tek meziyet görüyorum: Yalan söylemeyi bilmemek. Duyduğumu, düşündüğümü saklayamıyorum. Onun için size bir şey daha söyleyeceğim. Aranızdaki misafirliğim zannettiğinizden çok daha az bir zaman sürecek.

- Memleketimizde genç kızların evlenmeden söz etmeleri biraz ayıptır sanırım... Fakat ben vaziyette genç kız için bu, istikbal ve maişet meselesi olduğu için açık konuşabiliriz...



Hayatınızı göz göre göre tehlikeye attınız, dedim, bu altedılmez bir çocukluktur. Ya Allah esirgesin, düşey diniz ne yapardık.

Jülide, yapmacık bir saffatle cevap verdi:

Şükran ablam ağlardı... Siz birkaç gün rahatsız olurdunuz. Fakat sekiz on gün içinde çiftlikte her şey eski halini alırdı. Yaptığım şey doğrusu fazla çocukça. Fakat ne yapalım... Bir iştir oldu... Çocukluğu sade çocuklar yapmıyor ki... Meselâ siz de bir gün ağır hasta iken ata binmişsiniz... Birkaç adım gittikten sonra taşların üstüne yuvarlanmışsınız... Az kalsın parçalanıyormuşsunuz... Siz de herhalde o vakit çocuk değildiniz.



-Benim fikrimce bu asabiyetlerde belki onun da tef siri var. Fakat herhalde pek sathi. Keşke Jülide'de ciddî bir surette sevmeye istidat olsaydı.

jülide'yi ne kadar fena tanıyorsun?

-Ona fena demiyorum. Sadece vefasız olduğunu söylüyorum. Ben, genç ruhlar için vefa kadar temiz ve yüksek bir meziyet düşünemem. Evet, Şükran, Jülide, belki iyi bir kız... Fakat onda vefa ve his yok...

- En ehemmiyetsiz bir imadan incinen, mânalı bir bakış üzerine birdenbire sararıp solan Jülide'ye mi hissiz diyorsun?

-Zavallı Şükrancığım, ona his değil, sinir derler...



Kısa bir mücadele ve tereddüt devresi geçirdim. Ben, bu adaya geldikten sonra, müthiş bir kitap düşmanı kesilmiştim. İnsanlara bütün zehrin ondan geldiğine kanaat ediyordum. Kitap, bizi hiç bir zaman hakikat olmayacak rüyalar, arzularla zehirleyip çıldırtıyordu. Etrafımızdaki sakin hayata razı olamıyor, ömürlerimizin mütevazı nasibine kanaat etmiyorduk.



-Bunu bir sitem zannetme... Görüyorum ki, küçük ruhunda vakitsiz bir hüzün ve tahayyül istidadı uyanmış. İhtimal, benim göremeyeceğim, bilemeyeceğim ızdırapların da var.. Seni tamamıyla serbest bırakıyorum... Yarın_sabah kütüphanenin anahtarını sana teslim edeceğim... istediğin kitabı okuyabilirsin kızım... Elverir ki sen şikâyet etme, mesudol...



Julıde, ilk zamanlarda tahmin ettiğim gibi kararsız bir mizaç, bir hamlede en derin huzünlerden en çılgın neşelere atlayan mariz bir hassasiyet ve asabiyet manzumesinden ibaret değildi. Hafif, yaramaz ve cüretkâr görünüşü altında ruhunun çok nazik ve renkli köşeleri vardı.



Yeşeren topraklar, çiçeklenen ağaçlarla beraber benim küskün kalbimde de yeni bir hayat uyandırmaktaydı. Zaman zaman on beş yaşındaki mektep çocukları gibi sebepsiz sevinçlerle ve heyecanlarla dolup taştığım oluyordu. Adanın etrafındaki engine bakarken daima duyduğum ümitsizlik hissi kaybolmuştu. Sevdiğim şeyler ve insanlar arasında kendimi eskisi gibi yalnız bulmuyordum...


Yorum Gönder

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın...