5 Ocak 2017

Ayrılık Benimle Kaldı Veda


Mecbure İnal'ın, Ayrılık Benimle Kaldı isimli kitabından, daha önce Müslümanların Hasletlerini Batılı İnsanlar Kapışırken... başlığıyla bir bölümünü alıntılayarak paylaşmıştım.

Kibabı bitirdikten sonra, altını çizdiğim ve paylaşmaya değer bulduğum diğer bir kaç bölümü de paylaşarak, bu kitaba veda etmek istiyorum...

Kitap hakkındaki düşüncelerime kısaca yeniden değinecek olursam; Kitapta geçen olaylar, bizi içine alıp yüreğimize dokunabiliyor. Karakterlerin üzüntüsüne ortak olup seviçlerini paylaşabiliyoruz. Sonucu ise kitabın isminden de anlaşılacağı üzre biraz içimizi buran türden bir veda.

Okuyun sağlıcakla...

05/01/2017
 

Alıntılar



Insan kendini bulmak için gelir dünyaya kendini bulan insan düşünmeye başlar kendisini kimin yarattığını, niçin yarattığını düşünür. Dolayısı ile yaratıcıyı bulur. Onu bulan ise her şeyi bulmuş demektir. Kendini bulamayan niçin yaratıldığını da bulamaz bocalar durur. Senin gibi.



Bahar mevsimi o güzelim şehre iyice yerleşirken. ara sıra çıkan rüzgârla oynaşan haşin dalgalar kıyılara vurup vurup kaçmakta, güneş gökyüzünde, muzip çocuk edasıyla bir kapayıp, bir açmaktadır. Tabiat, elvan elvan baharlık entarisini sırtına iyice çekmiştir...



Özgürlük nedir sence? alabildiğine soyunmak midir, bu mudur hürriyet dediğin? Hürriyetin asıl manasını çözememişsin ki hürriyetten bahsedesin... Asıl hürriyet, nefsinin basiretine vurduğu zincirleri kırmakta, şeytanın boynuna taktığı isyan prangalarından âzâd olmakta saklıdır. Özgürüm dersin; nefsinin sözünden çıkmazsın, hürüm dersin; her yıl modacıların çizdiği sınırı bir milim aşmazsın. Hayır, asıl mahkümiyet budur! Hürriyet ise, Allah’a kullukta gizlidir...



Ev sessizliğe gömülmüştü ya, onun ruhunda isterik çığlıklar, beyninde karmaşık, birbirini tutmayan fikirler, istifhamlar mevcuttu. Benliğinde zelzele oluyordu sanki. Gecenin karanlığına batıp kalan kara gözlerinde uykunun damlası yoktu. Ferit’in tutumunu bencilce buluyor, sükütun sinesine fısıltılı sesiyle: -Despot, gerici! cümlelerini bırakıyordu...



Düşününce, bâzı insanların tıpkı betona benzediklerini keşfetti. Bağrına rahmet kabul etmeyen, basiretinin önüne, kendi uydurmalarıyla ördüğü kalın perdeler gerip, yarasalar misali hep karanlıklar içinde yaşamayı benimseyen insanlar. Lütfü ağabeyi bunlardan biriymiş meğer. Bunu görmek çok büyük ızdırap veriyordu Ferit’ e.



Güzel bahar havası insanları dört duvar arasindan çıkıp, doğayla kucaklasmaya çağırıyordu. Bu çağrı ne kadar dayanılmaz olsa da onları sokağa çıkmaya ikna edememişti.



Güneş, deniz ile ufkun kucaklaştığı noktada damla damla erirken, gökyüzüne yayılan alev rengi saçları, geçen dakikalarla daha bir kızıllaşmaktayı. Bu kızıllık, suyun yüzeyine, alevden bir örtü gibi damla damla serilirken, mavi sulara, kımızı tonlarda nakışlar dökerek, manzaranın çekiciliğini artırıyordu.



Içime ürpertiler doğuyor. Betonlar gibi soguk ve cemresiz kalmak, ne hazin bir durum. Ben bu duruma düşmek istemiyorum. Anam! Dışarda hüküm Süren bahardan, kına kokulu, mübârek ellerinle cemre topla bana. Fazilet tohumları avucumda patlamaya sabırsız beklemede. Yeter ki sen cemre getir, toprak benim. Beton duvarlar girdi koluma ve demir kelepçeler bileklerime... Önüme karanlık gerildi, seçemiyorum. Yeter ki doğruya giden yolda bir fener tut, yada, işaret parmağınla ufuğu göster. Işık, benim içimde çığ çığ büyüyen imânımdır. Bedeninde ve beyninde meydana gelen bu hareketsizlik, bu durgunluk, ifade vermeye, veya avukatıyla görüşmeye çıkışları haricinde hemen hemen hiç bozulmadı. Bir hafta kadar sürdü bu. Sonra, biri geldi koğuşuna. Can simidi gibi geldi. Suçu suçsuzluk olan pırıl pırıl bir gençti bu. Onun gelişi Ferit’i kabuğundan çıkardı, birazcık da olsa canlanmasına sebep oldu. Namazlarını birlikte kılıp, birlikte kitaplar okudular. uzun uzun Sohbetler ettiler. Ferit'in, takl'd-i imandan, tahkik-i imana geçişine büyük faydaları dokundu bu dostluğun. Arkadaşı: -Hakiki hürriyeti Allah'a kullukta bulan insanın hürriyetini hiçbir zindan, ne kısıtlayabilir, ne elinden alabilir, sözünü mütemadiyen tekrarlayarak teselli ediyordu Ferit'i. 304 sahife



Kısa bir zaman evvel rüzgârla cilveleşen kumral saçların yerinde, traşlı bir baş, yuvalarında dâimâ gülümseyen cıvıl cıvıl gözlerin yerinde ise sönük, mahzun bakışlar vardı şimdi. Bu görünüme alışamamanın huzursuzluğu, her karşılaşmalarında yeniden kendini gösteriyordu Faruk'ta. 305



Her batış taze bir doğuşu, her bitiş yeni bir başlangıcı müjdeler. Her noktanın peşinden taze bir cümle doğar. Geceler hep gündüze gebedir. Düşen her yaprak ise, açacak tüm bir yaprağın habercisidir. Çicekler ölürken. avuç dolusu tohum bırakırlar toprağa. kıyamete kadar her bahar yeniden doğmak cemrelerle birlikte yeniden ve taptaze neşv-ü nema bulmak için... Dünya gecesi. âhiret sabahına bağlandığı gün, ölümün toprağa düşürdüğü her can tohumu yeniden ve ebediyyen diri kalmak üzere hayat bulacak. Bu bakımdan, ölüm bizi korkutmamalı. Çünkü. ölmemek için bir defa öleceğiz. İhtiyar gözleri tavana yansıyan gölgelere yapışmıştı. İnler gibi konuştu: --Güzel konuşuyorsun kızım fakat, ölümden ürkmemek elde mi? Hele hele boş geçen ömrümü düşününce... Eskiden çok değerli gelen şeyler, şimdi gözüme bomboş gözüküyor. Dünya aldatmış bizi kızım, fenâ bağlamış kendine. Allah’ın ipine, daha sıkı sarılmalı, nefsimizin arzularına bu denli boyun eğmemeliydik. Sahife 313



Ruh güzel yaratıldığı için, güzellige meyyaldir insanoğlu. Sabah ezanıyla kalkıp. şehre yagan o nuru seyretmeye, o güzel dakikaları ruhunun derinliklerine nakşetmeye doymuyordu Şeyma. Yine aynı saat gelmişti. Yerinden doğrulup pencereyi araladı, başını dışarı uzatıp. ılık ve temiz yaz havasını ciğerlerine doldurdu. Okunan ezanlar. ulvi bir his yaşatıyordu insanlara. En yakın minareden yankılanan bu ses... Pürdikkat dinledi. Yanılmamıştı, bu ses Ferit’in sesiydi. Bir kaç ay evvel gazinolarda, sarhoşlara şarkı okuyacak kadar iptidaî bir hayat yaşayan Ferit Gergin, şimdi minareden ezan okuyacak kadar tekamül etmişti. Mutluluğun“ bu kadarmı çoktandır yaşamadığını düşündü. Tenhâ sokakları gezinen bakışlarına buğu indi. Bu ne güzel bir sabah Yarabi diye mırıldandı. Yüce peygamberin bir Hadis-i Şerifini hatırladı: "Terazinin bir kefesine Lâilâhe illallah konulsa. diğer kefesine de yedi kat gökler ve yerler konulsa, Lâilâhe illallah ağır gelir" 333 sahife



Yorum Gönder

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın...