21 Mayıs 2017

Okudum, Kitap Alıntıları, Cahit Zarifoğlu, Zengin Hayaller Peşinde

cahit zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu / Zengin Hayaller Peşinde


Cahit Zarifolu'nun Zengin Hayaller Peşinde isimli kitabının ardından bir kaç lakırdı edeyim istiyorum ancak ünlü bir üşünür'ün şu talihsiz sözleri geliyor aklıma...  Boş ver... :|

Ortaöğretime Geçme Sınavında 433 puan alan oğlumun 3 puan farkla Cahit Zarifoğlu Lisesi'ni kaybetmesiyle tanıdım Cahit Zarifoğlu'nu...

Kitapla ilgili düşüncelerimi layıkıyla yazma becerisine sahip olmayı isterdim ancak bunun için yeterli donanıma sahip olduğumu düşünmüyorum... Dönemin sorunları ve çözüm önerilerini kaleme aldığı kitapla ilgili nacizane bir kaç cümle yazmak istiyorum yine de; Kitap, şairler ve onların yazdıkları şiirleri tahlillerle başlıyor... Daha sonra beğendiği kitap ve yazarları taltif ederken, beğenmediği yazarların yazılarını yermeyi ihmal etmemiş... Kitabın Tamamı makalelerden oluşuyor ve gerçekten günümüzde bile yazmaya cesaret edilemeyen konularda derinlemesine analizler yaparak sinir uçlarına dokunmuş olmasından, yürekli bir kalem olduğunu anlıyoruz..

Yazarın günümüz sorunlarına da ışık tuttuğunu düşündüğüm bir kaç makalesini burada paylaşmanın yararlı olacağını düşünüyorum...

Bu makaleleri sizlerle buluşturmamın hikayesi şöyle oldu; Text Fairy isimli ocr uygulamasıyla kitabın ilgili sayfalarını cep telefonumla fotoğrafını çektim. Sonra cep telefonumda yüklü  Text Fairy uygulamasıyla fotoğrafı metne çevirdim. Uygulama çeviri konusunda gerçekten çok başarılı... Birkaç düzeltmeden sonra yayına hazır hale getirdim... Text Fairy hakkında bilgi almak için daha önce tanıtımını yaptığım sayfaya gitmek için tıklayınız...

Kalın sağlıcakla...

Cahit Zarifoğlu / Zengin Hayaller Peşinde

cahit zarifoğlu
Cahit Zarifoğlu / Zengin Hayaller Peşinde

Mizah üzerine / zengin hayaller peşinde / cahit zarifoğlu


Yazılarımızda arada bir de olsa fıkralar anlattığımız oluyor. Her defasında acaba iyi mi yapıyoruz, anlatmasaydık daha iyi olmaz mıydı, diye düşünüyorum. Sebebi ise gülmek ve ağlamak üzerine, hüzünlü olmak üzerine, mahzun olmak üzerine bildiklerimiz.

Büyüklerin hayatlarını anlatan kitaplarda, mesela, imam-ı Şarani hazretlerinin Selef-i Salihînin Örnek Hayatı ismiyle tercüme edilen eserinde veya İmam-ı Gazali hazretlerinin İhya isimli kitabında, zikredilen hadis-i şerifler, insanları alınları çatlayacak kadar düşünmeye, tefekküre, ağlamaya, hüzünlü olmaya davet ediyor.

“Şüphesiz, ahirette en çok huzur içinde olan, dünyada en çok düşünendir, ahirette en çok gülen, dünyada en çok ağlayandır. Ahirette en çok sevinçli olan, dünyada en çok mahzun olandır” hadis-i şerifi, bu konudaki sayısız hadisten biri.

Burada zikredilen “düşünmek”, “ağlamak”, “mahzun olmak” gibi ifadeleri ben şahsen izah edebilecek yetenekte değilim. Bize büyüklerimiz, hadis-i şerifleri, ehli olmadan, yorumlayacak ilmi olmadan yorumlamanın mahzurlarını öğrettiler. Onları okuyup, ne anladıksa onunla amel etmeyi değil, onları teberrüken okumayı salık verdiler. Bununla beraber işte bu teberrüken okuyuşlarımızda da, dış hatlarıyla anlayabildiklerimiz, bize malayani sözlerle vakit öldürmemeyi, boş laflarla saatler geçirmemeyi öğütlüyor.

* * *

Buradan gülmeye, fıkra anlatarak gülmeye sözü getirmek istiyorum.

Büyüklerin içersinde “nükte”den hoşlananlar, insanları nükte ile hoş tutanlar, kendilerine ve dolayısıyla İslâm’a ısındıranlar mevcut.

Peygamber Efendimizin de birkaç kere nükte yaptığı zikrediliyor. Yaşlı bir kadına “yaşlılar cennete girmezler” diye buyuruyorlar. Kadın çok üzülüyor. Bunun üzerine “Zira cennete yaşlı olarak değil, genç olarak girilecektir” diye buyurup teselli ediyorlar. Nükte Ve şaka, sünnet gereği, az yapılmalı, fakat en önemlisi bir doğruyu dile getirmeli.

Buradan hareket ederek bugünkü fıkralara bakacak olursak, genellikle bir curcuna... Bunları bildiğimiz halde acaba neden zaman zaman yazılarımızda fıkralara yer vermekteyiz. İnsanları gelişigüzel güldürmek için mi?

Nükteyle insanlan neşelendirmek, güldürmek kısmen caiz görülmüş ama bu işi meslek haline getirenler asla mazur görülmemiş. Hatta yasaklanmış. Hatta lanetlenmiş. Zira bunun meslek haline getirilmesi, etkisi altında kalanları tamamen boş ve manasız insanlar yapmakta bire bir.

Cevabını vermediğimiz soruya dönelim tekrar:

Biz neden zaman zaman fıkralar anlatıyoruz? Biz fıkraları ilkin, şimdi de belirttiğimiz gibi sadece zaman zaman anlatıyoruz. Hamdolsun bunu meslek edinmedik. Saniyen bir fikri, bir düşünce akışını kolay anlaşılır hale getirmek, çarpıcı bir misalle dile getirmek amacını gütmekteyiz. İşte bu niyetten, bu amaçtan hareket edince de fıkra anlatışımızda, okuyucuyu güldürmek gibi herhangi bir gaye taşımadığımız anlaşılmış, ifade edilmiş oldu.

* * *

Bu izaha rağmen yine de fıkra anlatırken tereddüt ediyorum. Acaba niyetimizde bir eksiklik olabilir mi diye.

Gazetelerin mizah sayfaları hazırlanırken gözönünde tutulması gereken bir prensibe de böylece işaret etmiş olduk. Umarım hem hunlan hazırlayanlar, hem de onları okuyanlar, bir hikmet arayışı içersinde olurlar da zarara uğramazlar.

Müslüman Basın ve Görevleri


Özellikle Cumhuriyet’ten bu yana Türk basım malum çevrelerin elinde bulunuyor. Bu çevrelerin gayr-ı İslâmî ve hatta İslâm’a karşı fiilen karşı zihniyetler taşıdığı kesin olarak ortadadır. Bu gazeteler ve dergiler bütün üniteleri ile insanın nefsani yönüne hitap edegeldiler. Kalbe değil guddelere, tevekküle değil isyana, sabra değil ihtirasa, ulviyete değil süfliliğe sürüklediler insanımızı.

Basın, başkalarının ayıplarını, memleketimize hiçbir yararı olmayan, tersine insanımızın beynini bulandıran gizlileri ortaya çıkarmanın peşinde.

“Başkalarının ayıplarını araştırmayınız” hadis-i şerifindeki inceliğin, insanîliğin tam tersi bir davranıştır bu. İslâm’da her yasak, insanın içindeki bir azılı düşmanın işareti. O düşmandan ötürü, başkalarınm ayıplarını araştırmak isteği her insanda mevcuttur ve işte bu menfiyi disiplin içinde tutmaktır İslâmî edep. Ayıpları araştırma hastalığı bütün insanların içinden dışarı çıksa, kurumlaşsa ve kendine bir organ arasa bugünkü basını bulurdu.

Ne yazık ki, basının ürünleri, yani gazete ve dergiler doğurdukları ve tahrik ettikleri “merak" hissi, gayr-ı insanî duyguların bir anlık tatmini ve alışkanlık gibi kapılmalarla yüz binlerce satıyor, her şehre, her eve giriyor, korkunç bir soysuzlaşmanın sebebi oluyorlar.

* * *

Yıkıntının üzerine yıkmakla gidiyorlar.

İnsanların, görüşlerin, toplulukların arasını açıyorlar. Düşmanlıkları kesinleştiriyor, çatışma planına sürüklüyor, taraf tutmalarla aslında okuyucu tutuyor, tuttukları bağnaz okuyucu kendilerini ve kendileri okuyucularını kamçılaya kamçılaya halkın felaketi oluyorlar.

Müslümanlığa saygısız, gayr-ı İslâmî yaşayışa alabildiğine kapılmış onbinlerce genç, maddeperest eğitimin yanında büyük ölçüde basının üretimi.

Körü körüne zengin düşmanlığı basının ürünü.

Haksız kazançların üzerine çöreklenmek, vergi kaçırmak, zekâtı unutmak, akrabayı ve komşuyu kendi haline bırakmak ve daha akla gelebilecek bütün menfîlikler büyük trajlı etkin gazetelerin şekillendirdiği insanların hususiyetleri.

Ve bu gazeteler basın ahlâk yasalarına uymuşlardır.

İslâmiyet birbirine şer'î nikahla bağlı olmayan erkek ve kadını birbirine haram kılmıştır. Evliliği mukaddes kılmıştır. Evliliği teşvik etmiş, evlilik dışı münasebete, yani zinaya, bunun her türlüsüne yasak koymuş, topluluk önünde alenen dövmekten, taşlanarak öldürmeye kadar cezaî hükümler getirmiştir.

Büyük trajlı bu gazeteler ise zinayı hoş gören ve hoş gösteren bir telkinat içindedir. Ve bu gazeteler basın ahlâk yasasına uymuşlardır.

İslâmiyet faizi haram kılmıştır. Fakat bu gazeteler, emeksiz ve haksız kazanç olan faizin en metin, en ihlaslı kalplere bile yerleşmesi için seferber olmuşlardır. Zira, leşin karga besini oluşu gibi, gıdaları
Allah’ın haram kıldığı faizdir. Ve bunlar ahlâk yasasına uymuşlardır.

Bu örnekleri daha fazla sıralamaya lüzum yok. ~

* * *

Tek kelime ile gazetede arayacağırnız şey, İslâmî öze bağlılık, İslâmî bakışın mevcudiyeti, adil ve insanî bir düzenin telkini, fakirin hakkını, yoksul ve sefilin hakkını, zayıfın hakkını arayış, zalim idareciye, başkana, devlet adamına yaptığı zulmü ihtar ve küfre savaştır. Bunlar mevcut olmayan her yayın kesin surette ve bilinçle ölüme, çürümeye bırakılmamalıdır. Tek kuruşu bile onlara kaptırmayarak. Ne yazık ki onları Müslüman Türkiye besliyor.

Haber Ajansları


Mevcut büyük haber ajanslarının bütünü tek kelime ile özetlenirse materyalist zihniyettedirler. Bunu muta halinde göz önünde tutmadıkça, bilinçli gazetecilik yapmak, şerlerin içinden ehvenleri seçmek gibi, yine şer’in kendisine hizmet etmek olur. Gazetecilik çarkına girmiş insan için haber ajansı, her tarafta gözü kulağı olan tılsımlı bir güç de fonksiyonu olan haber için ajanslar, küçük gazetelerin mahkum oldukları bir kapı. Zamanla ona öyle şartlanırlar ki doğru olanı onun temsil ettiğine inanırlar. Zamanla kendi inançları, önlerine her gün dünyanın her tarafından sayfalarca bilgi yağdıran bu oluk önünde sürüklenir gider ve farkına varmazlar.

Gaflet


Oysa yerlisi ve yabancısıyla tümü, materyalist zihniyetin kurumları olan bu ajanslar, bu temel görüş açıları sebebiyle gayr-ı İslâmî’dir. Bu temel görüş açıları sebebiyle oradan gelen her haber bizim için şaibelidir.

Tıpkı materyalist felsefeye, materyalist dünya görüşüne bağlı, cehepe vesaire gibi partilere birçok Müslümanın üye oluşu, seçimini onun lehine yapması esef edilecek bir gaflet ise, Müslüman gazetecilerimizin de haber ajanslarının suyunda akması bir gaflettir ve bu gafletlerini gazete halinde, kendilerine inanmış Müslümanlara zerketmeleri, kalabalıkta rastgele ateş eden bir delininki kadar sorumsuzluktur. Bu sebeple bizim gazetelerimiz ve gazetecilerimiz büyük vebal altındadır.

Şaibelidir bütün yerli, yabancı ajansların haberleri. Gazeteye haber seçimi yapmak üzere onların bültenleri taranırken, elimizde ateş tutuyor kadar rahatsız olmuyorsak ve bu rahatsızlığı şahsiyetimizin bir parçası haline getirmemişsek insanımızı yakıyoruz demektir.

Haber Emperyalizmi


Türkiye’nin dünya çapında teşkilatlanmış haber ajansı yoktur. Hoş olsa bile müspet büyük bir fark ortaya çıkmayacaktır.

Yerli ajanslar, dış haberler için, yabancı ajansların bültenlerine ve dinlenen istasyonlara bağlıdır. Bunların en azından Hıristiyanî temele oturmuş olmaları alacağımız tavır bakımından yeterlidir. Özellikle Müslüman dünyanın menfaatleri söz konusu olunca, en tarafsız tavırlı ajansların bile bununla ilgili olayları Hıristiyanî bir yorumdan ve tahriften geçirecekleri muhakkaktır. Bu realite bizim büyük imkânlı şimdiki gazetelerimiz için bir şey ifade etmez. Onlar için fark etmez. Onlar “pis Arap” politikasının beyinlerini yıkadığı zavallılar veya şuurlu hainler olarak, zaten oradaki zihniyetin bir uzantısı halinde çalışmakta, topluluk vicdanında derin yaralar açmaktadırlar.

MASON, HIRİSTİYAN YAHUT MATERYALİST GÜÇLERİN HAKİMİYETİNE GİRMEYİ ÖNLEYECEK ŞEKİLDE BİR STATÜYE SAHİP DÜNYA ÇAPINDA MÜSLÜMAN BİR VEYA BİRKAÇ HABER AJANSININ KURULMASI TEK ÇAREDİR


* * *

Ama göründüğü kadar böyle bir teşkilatın organize edilmesi ihtimali henüz ufukta görülmüş değildir.

Gazete, mevcut haber ajanslarına mahkum olduğu sürece, aniden meydana gelen uluslararası büyük olaylarda, haber atlamamak gibi günümüz gazeteciliğine bir hastalık halinde yerleşmiş bir usule ve bunun telaşına kapılmak yerine, olayın Müslümanın çıkan açısından esasını araştırmaya, mevcut haberler buna imkân vermiyorsa olayın esasının tahmin etmeye çalışmak zarureti vardır. Aksi halde sükut etmek, haberleri tasnif etmek ve beklemeye bırakmak gerekir.


Bu Şartlar Altında Nasıl Bir Gazeteci Gerekli


Yukarıda sıraladığımız maddeler bizim için yeni bir muhabir ve haber değerlendirme elemanı tipini gerektiriyor. Bunun ilk şartı bilinçli ve entelektüel Müslüman olmaktır. Bundan sonrası, klasik anlamda piyasa gazeteciliğini bilmek yanında, bu özel gazeteci tipi olmak için eğitilmektir. Eğitim, gazetenin bünyesinde gerçekleşecektir. Türkçeye hâkim, medeni cesareti yerinde, rejimin resmî hoşgörüsünün doğurduğu aşağılık kompleksine kapılmamış, şahsiyetli İslâm tarihini, İslâm medeniyetini, diğer medeniyetleri, uluslararası oyubları, bir medeniyet kavgası verdiğimizi derinlemesine bilen, yakın tarihimizin dönüm noktalarını, Batı’nın üzerimizde gerçekleşmiş planlarını ve bu planları gerçekleştirenlerin kimlik kartlarını ezbere bilen, İslâm devlet nizamını devlet adamı anlayışını, Müslüman devlet adamlığını, İslâm’ın ilme ve pratiğe verdiği değeri, bu esaslar üzerine bina edilmiş Osmanlı Devleti’nin idare mekanizmasını adım adım bilen, bunları bilen. Halen yeryüzündeki Müslüman devletleri, bunlar üzerine oynanan oyunları, kapitalist ve komünist blokta bunlar ve bizler üzerine yapılan hesapları bilen. Bunları bilen.

Aksi halde olaylan Batılırun namına değerlendirmekten kurtulamayacaktır. Şimdi olduğu gibi.


Diğer Gazeteler Okuyucu ve Görevler


Yurdumuzda adı ciddiye çıkmış nice gazetenin, İslâmî esaslar açısından değil, en basit insanî düşünce açısından bile elle tutulur taraflarını mevcut görmüyoruz. Hergün yeni bir şenaat kumkuması halinde çalışıyorlar. Yüzbinlerce okuyucunun, iş adamının, esnafın, yuvalarında bekleyen kadınların, hayata çıkan delikanlıların, genç kızların şahsiyetlerini zedeliyor, onlara gayr-ı İslâmî davranışlar, duyuşlar kazandırıyorlar.

Durmadan sınıflaşmayı körüklüyor, hükümetin ve insanımızın dikkatini, bizim olmayan problemlere yöneltiyorlar. Köle halinde kalmamızı amaçlayan yabancı politikalara hizmet ediyorlar.

Taraftarlarını azdırıyor, muhaliflerini alabildiğine yalanlarla ve iftiralarla öfkelendiriyor ve Türkiye’yi bir iç harbe doğru götürüyorlar.

Müslüman basın, haber, fıkra, başyazı, inceleme, röportaj ve tefrikaları ile sadece tebliğ yapacak, yoldan çıkarılan, azgınları hastaları iyileştirmeye bakacaktır. Sırt çevirmek yerine yardım elini uzatmak, sınıflaşmak yerine safı mıza kazandırmak, kesip atmak yerine taze kan damarları bağlamak ve yaşatmak. Gönlümüz hiçbir taviz vermeden yumuşak olmalıdır.

Gazetemiz insanlara İslâm’ı anlatacaktır.

İnsanlara Peygamberimizin güzel hayatını, güzel ahlâkını anlatacaktır.

* * *

İnsanlara Peygamberimizin elindeki her şeyi muhtaçlara dağıttığını, üst üste iki günden fazla karnı doymuş olarak yatmadığını anlatacaktır.

Gazetemiz her ünitesi ile Peygamberimizin güzel ahlâkının yüzbinlerce misali ve o ahlâkın atmosferi ile yaklaşacaktır her insana.

Halifeliği zamanında bir tek adlî vaka vuku bulmaması gibi bütün dünya tarihinde bir kez daha gerçekleşmemiş mucize çapındaki idaresi ile Hazret-i Ebubekir ’i anlatacaktır.

İnsanlara gece gündüz, ümmetin acılarıyla yatıp kalkan, en ücralardaki fakirleri, yoksulları çıplakları arayan, bulan ve onlara devletin hizmetlerini ayaklarına kadar; kendi elleriyle taşıyan, aç, işsiz, çıplak kimse gördükçe devlet başkanı olarak kendini suçlayarak gözyaşları döken, idareci olarak sorumluluklarını düşünerek Allah korkusu ile titreyen, her gerçek Müslüman lider gibi son derece mütevazı şartlar içinde yaşayan, memleketin herhangi bir yerinde yoksul birinin, aç birinin kalmış olabileceği, birinin bir haksızlığa uğramakta olabileceği düşüncesi ile uykuları kaçan, kırbacı zalimlerin, gaddarların, gösteriş meraklılarının sırtından inmeyen Hazret-i Ömer gibi halifeleri anlatacaktır.

İnsanımızı materyalist bir eğitimden geçirdikten sonra, istersen imanlı ol, ibadetini yap karışıyor muyuz gibi cani bir mantıkla muamele etmiş olan zihniyetin kurumlarını, bayraktarlarını anlatacaktır. İşte bunlara acımayacaktır.

Bütün bunlan, sistemli bir çalışma ve yetiştirilmiş tam İslâmî şuurdaki bir kadro ile, her eve, her kahvehaneye, her ticarethaneye her büroya girerek, anlatmak. Hedef budur.

Yardım Allah’dandır.
kişisel blog,takip et

Yorum Gönder

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın...