10.9.17

Dinlediklerim, Mustafa Açıkses ve Lahmacunun izinde


Dinlediklerim, Mustafa Açıkses ve Lahmacunun izinde... Ben müzikal anlamda eski kafalı bir insanım... Bunu müzik tarzımı bilen yakın çevremdekiler mütemadiyen söylerler zaten... Bense eski şarkılardan aldığım hazzı, yeni neslin günümüz şarkılarından alamıyor olmalarına üzülüyorum sıkıntı yok 😉... Eski başka, eskimiş başkadır nice eskiler vardır ki, hiç eskimez demiş Payami Safa. Oysa  eskime firsatı dahi  bulamadan kaybolan ve gürültüden ibaret terennümler unutulup gittiler ... Hem eskiyecek olan her şeye yeni denir...

Sene 1990... Şirinevler'de Mahmut Tuncer'in kardeşinin kıraathanesi vardı... Ordu'lu betoncu abilerim iş sonrası bu kahveye uğrar, çay içip oynatılan video filmleri izleyerek günün yorgunluğunu atmaya çalışırlardı...  Film izleyenlere zorunlu  çay servisi yapılırdı ve almak istemeyenlerle kıraathane sahibi arasında kavgaya varan tartışmalar yaşanırdı. Bu durum bir kaç kez tekrar edince Ordu'lular artık Urfalılar'ın kahvesine uğramaz olmuşlardı... Ben ise hayranı olduğum sanatçı Mahmut Tuncer'i görmek istediğimden kıratarhaneye gitmeye devam ediyordum... Bir gün kıraathanede otururken, Mahmut Tuncer, arkadaşlarıyla birlikte içeri teşrif ettiler... Boş bir masanın etrafındaki sandalyelere oturup sohbet etmeye başladılar... Yıllardır kasetlerini dinlediğim ünlü sanatçı Mahmut Tuncer hemen yan tarafımdaki masada oturmuş sohbet eşliğinde çayını yudumluyordu.  Ben ise özgüven fukarası 17 yaşında bir genç olarak tek başıma oturmaya devam ediyordum... Yanına gidip ben sizin hayranınızım, Türkülerinizi severek dinliyorum diyebilmek çok uzak bir ihtimaldi...  Kıraathanenin giriş kapısının hemen sol tarafındaki duvarda, büyük boy çerçeveli bir fotoğrafı vardı ve o fotoğraf hakikatten sanatçı ışığı olan birine yakışır görsellikteydi. O döneme denk gelen zaman diliminde Günah kasetini çıkarmıştı ve ben o kaseti de almıştım... Sevdiğim Mahmut Tuncer şarkıları ile ilgili youtube kanalıma yüklediğim şarkılara buradan bakabilirsiniz...
mahmut tuncer
Muhmut Tuncer diyor ki; " geçen gün bizim mahleden geçerken gözüme  ilişti..." dedi... ben şiveye takılmam ve her şiveyi memleketimizin bir zenginliği olarak görürüm... Ancak bizim mahalle dediğimize onun mahle demesi beni şaşırtmıştı... Çünkü İstanbul Türkçesi konuşur zannediyordum...  Neyse konumuz bu değil...

Mahmut Tuncer'in kardeşinin kıraathanesinin hemen alt tarafında Erdal kebap pide lahmacun salonu vardı... Ben istanbul'da henüz lahmacun yememiştim... Bir arkadaşım hadi lahmacun yiyelim dedi ve Erdal kebap pide lahmacun salonuna gittik... Kaç tane lahmacun yediğimi hatırlamıyorum ancak, orada yediğim lahmacunların lezzetine doyamadım. Bilmiyorum belki çok açıkmış olabilirdim belki o yüzden çok lezzetli gelmiş olabilirdi...  Memleketime döndükten sonra gittiğim tüm lahmacun salonlarında aynı lezzeti aradımsa da bulamadım. Bulamadım ama, " hiç bir şey yolunda gitmedi ancak hiç bir şey de beni yolumdan etmedi " aforizmasında olduğu gibi aramaktan da vazgeçmedim...

lahmacun
2017 Temmuz ayında İstanbul'a kısa bir seyahat gerçekleştirdim... Yine muhitim bildiğim Şirinevler'deki pide lahmacun salonlarında lezzet arayışlarım devam etti... 5-6 tane pide lahmacun salonunda lezzet testi yaptımsa da aradığım tadı bulamıyordum...

Bir gün Ahmet Usta isimli lahmacun salonunda yediğim lahmacunun, damak zevkime hitap ettiğini farkettim... Nerenin lahmacunu olduğunu sordum... Gaziantep Kilis lahmacunu olduğunu söyleyince, Erdal kebap pide lahmacun salonunda yediğim lahmacunun hikayesini anlattım. Ahmet usta daha önce kendisinin de orada çalıştığını ve sonraları kendi işyerini açtığını söyledi.. Sahiplerinin nereli olduklarını sordum... onların da Gaziantep Kilisli olduğunu söylemesi üzerine sevindim... Sevindim çünkü lezzet arayışım bitmiş, damak zevkime hitap eden o eski yara lahmacunun menbaını öğrenmiştim artık... Azimli sıçan duvarı delermiş... Usta dedi ki sen gurmesin galiba... Evet sonradan gurme de olsam, arkadaşlarım damak zevkimin iyi olduğunu söylerler... Bana özel ilgi gösterdi sağolsun... Çay ikram etti... Baktım duvarda hatay künefesi yazıyor... Lahmacunun üzerine bir de hatay künefesi yedim... O da hakikatten çok güzeldi... Karşılıklı memnuniyetimizi ifade edip vedalaştık...

Nasip olursa bundan böyle istanbul'a gittiğimde Ahmet Usta'nın lahmacun pide salonunu ziyaret edip damağıma bayram ettireceğim... Neyse konumuz bu da değil... Şimdi asıl konumuza geçebiliriz...

sen olmayınca
Mustafa Açıkses

Mustafa Açıkses dinlediğim ilk çocuk sanatçlırdan biri... İlk kaseti Nerdesin ismini taşıyordu ve bu kasetteki Çiğ ve yanık sesiyle söylediği şarkılar gönül telimi titretmeyi başarıyordu...
Geçenlerde bilgisayarın başında gezinirken Mustafa Açıkses'in, nazlı yarim gelin olmuş isimli Türküsüne denk geldim... Türküyü açıp dinlediğimde beni 30 yıl öncesine ışınlayıp melankolik anlar yaşattı... Şarkıyı söylediği dönemdeki sesi ve icradaki rahatlığı beni bu şarkıyı tekrar tekrar dinlemeye gark etti. Günlerdir dinliyorum ve hala bıkmadığımı söylemeliyim...
Üstteki hikayelerle Mustafa Açıkses hayranlığı arasında ne gibi bir bağ var diye merak ediyorsanız hemen açıklayayım... Evet hikayenin ortak bir noktası var... Damak zevkime hitap eden lahmacun ile kulak zevkime hitap eden sanatçı aynı yöreden yani Gaziantep'ten filizlenmişlerdi...

Çocukluğumun starlarından birisi olan Mustafa Açıkses'in benim için hit bir Türküsüyle, bu yazımı burada sonlandırıyorum... Lütfen kulaklıkla dinleyiniz😌... Okuma zahmetine katlandığınız için hepinize teşekkür ediyorum...

Anektod; Bu yazımın taslağı 30 dakika sürdü ancak düzenlemesi nerden baksam rahat 5 saat sürdü... Bunu şunun için yazıyorum; #yazmak kolay bir eylem değil... zaman ayırıp ihtimam göstermek ve en önemlisi okumak gerekiyor...

kişisel blog,takip et

2 yorum:

  1. 80'lerde yellenip kaydetsen 300 bin satardı. 120'lik kasetlere karışık doldurmalar hediye etmeler filan modaydı. Bir de anonslu asker kasetleri vardı ailelere gönderilen. Şimdilerde altın plak almak için 100 bin satmak yeterli oluyor. Şaşırmıyorum paylaşımına. Böyle deneysel adamlar vardı.

    YanıtlaSil
  2. 80'lerde çoçuk sanatçı enflasyonu vardı... zam ve enflasyon en aşina olduğumuz iki kelime olmaya namzetti... çok efkarını yemişimdir 80'li yıllardaki çocuk sanatçıların depresif damar şarkılarının... konuya kattığınız derinlik ve 80'li yılları sentezleyen yorumunuz için teşekkür ediyorum...

    YanıtlaSil

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın...