16 Nisan 2016

Ne Güzeldi Hem Cahil Hem de Fakirdik

Belen Mahallemiz |  Mart2014 | Fotoğraf: Ahmet Aşkın Küçükkaya

Âhh, ah…
Ne güzeldi o günler!
Öyle güzel cahildik, öyle hoş fakirdik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!

Evlerimizde öyle lüks koltuklar, çek-yatlar, çamaşır makineleri, çamaşır kurutma makineleri, göz alıcı avizeler ve televizyon sehpaları yoktu.

Yazının Tamamı:
Bizim çocukluk yıllarımızda:

Fotoğraflar siyah beyazdı.
Bilgisayar denen alet yoktu.
Trafik sıkışıklığı denen şey bilinmezdi.
Sinemalar en gözde eğlence mekânlarıydı.
Daktilo makineleri en gözde yazma araçlarıydı.
Matbaalarda kurşundan yapılmış harflerle baskı yapılırdı.
Basit bir fotoğraf makinesine sahip olmak en büyük hayallerdendi.
Radyo ajansları insanların temel bilgi kaynağı idi. Saatler ona göre ayarlanırdı.

Çiftlik yumurtası denen tavuk yumurtası bilinmezdi.
Tavuklar suni yöntemlerle çift sarılı yumurtlatılamazdı.
Su para ile satılmazdı: Allah’ın suyu para ile satılır mıydı ki?
MP3’ler olmadığı gibi basit bir teyp (kasetçalar) bile herkeste yoktu.
Domatesler domates, salatalıklar salatalık, çilekler de çilek kokardı.
Televizyon tek kanal ve tek renkti ve sadece birkaç saat yayın yapardı.
İstanbul’da basılan gazeteler Anadolu şehirlerine birkaç gün sonra ulaşırdı.
Yaz sebze meyvesi yazın, kış meyve sebzesi de ancak mevsiminde bulunurdu.

Belediyeler, anons ve ilanlarını, gezici tellâllarla yaparlardı.
At arabaları, şehir içi yük taşımasında en önemli araçlardı.
Fırınlarımızda ekmekler el değerek yapılır ve mis gibi de kokardı.
Basit ama çok basit yaşanır fakat eldeki mevcutların kıymeti bilinirdi.
Hormon nedir bilinmezdi. Hormonlu gıda olabileceği akıldan bile geçmezdi.
Ses sanatkârları insanların ruhlarına hitap eden şarkı ve türküler söylerlerdi.
Çocukların hastalık kaptıkları atari salonu ve internet kafeler bilinmezlerdi.

Evlerimizde öyle lüks koltuklar, çek-yatlar, çamaşır makineleri, çamaşır kurutma makineleri, göz alıcı avizeler ve televizyon sehpaları yoktu.

Ekmekler ekmek, sebzeler sebze, meyveler meyveydi. Yani hepsi natürel yani tabiî idiler.

Camiler biraz daha hayatın içindeydi. Orada ibadet ve sohbet edilir ve dahi rahatlıkla uyunabilirdi.

Sinemalar, o gün oynattıkları filmlerin reklâmlarını, at arabaları üzerinde taşıdıkları büyük panoların üzerine yapıştırdıkları afişlerle sokak sokak gezdirerek ve görevlinin sesli ilânı ile duyururlardı.

Yüksek tahsilli insanlarımız çok az olduğu için lise mezunları Yedek Subaylık yaparlardı.
Atari oyunları, Pleysiteyşınlar nedir bilinmezdi. Çocuklar gazoz kapaklarını para yapar oyun oynarlardı. Kendi yaşıtların arasında bir problem yoktu. Elinde, bulduğu üç-beş tane gazoz kapağı gün boyu onlara oyun oynatabilirdi.

İlk, orta ve lisede, okula giden tüm öğrenciler tek tip kıyafet giyerlerdi. Hiçbir öğrencinin maddî durumu kıyafetinden anlaşılmazdı. Ortaokul ve liselerde resmî şapka giyerler, alt sınıfta olanlar, üst sınıfta olanları gördüklerinde selâm vermek zorundaydılar.

Cep telefonları olmadığı gibi sabit telefonlar da manüel idi. Telefonun kolu çevrilerek santrale bağlanılır, görüşme yapılmak istenin telefon numarası santral memuruna verilir ve sıra beklenilirdi. “Yıldırım Görüşme” talebinde bulunanların önceliği vardı ve onlar daima diğerlerinin önünüzde olurlardı.
Şehir içi, şehirlerarası ve milletlerarası telefon konuşmaları söz konusu santral aracı ile yapılırken, bazen bir konuşma yapmak için günlerce sıra beklenebilirdi.

Büyük marketler, süper marketler ve hiper marketler yoktu. Bakkallar, yazar kasa nedir bilmezler, bakkal defteri tutarlar ve mahallelerin her şeyiydiler.

Şehirlerarası yolcu taşıyan otobüslerin üst kısımları da bagaj olarak kullanılırdı. Bu otobüslerde klima nedir bilinmezdi. Yan camlar tabiî klimaydı.

İnsanlar Bayramlarda tatile çıkmaz; eş, dost, akraba ve yakınlarını ziyaret eder onların ziyaretlerini kabul ederlerdi. Dinî Bayramlar, zorda ve darda kalındığında umutları yaşatan ve yeşerten, düşkünlere ve yoksullara yardıma yönelten günler olarak bilinirdi.

Üniversite öğrencilerinin fonksiyonel elektronik hesap makineleri yoktu. Biraz maddî gücü iyi olanlar, yani parası olanlar ancak o işi kısmen gören, şimdi kimsenin bilmediği, sürgülü hesap cetvelleri kullanırlardı.

“Doğal gaz” denen yakıt bilinmezdi. Evlerde önceleri gazyağı lâmbaları, gazyağı ocakları, içinde odun ve tezek yakılan ocaklıklar vardı. Sobalar, çok yerde şimdi de olduğu gibi, temel ısınma araçlarıydı. Sobanın üzerine konan ve yavaş yavaş kızaran portakal kabuklarının verdiği koku en güzel oda parfümüydü. Bu parfümler en iyi çevreciydi.

Bankaların ATM makineleri yoktu. Makinelerin insanlara para vereceği söylense hiç kimsenin buna inanması mümkün değildi.

Buharlı ütü bilinmezdi. Çok kimsenin elektrikli ütüden de haberleri yoktu. Anneler ütülerini, içinde odun kömürü yaktıkları ütülerle yaparlardı.

Evlerde buzdolapları yoktu. Kışın stoklanan kar blokları, yazın şehre ve kasabalara merkep sırtında izole edilerek getirilir ve pazarda testere ile kesilerek satılırdı. Bunu alanlar, suya koyarak suları soğuturlardı. Kar içinde bazen kurtçuklar da çıkardı ama bunlar zararsızdı! Buzdolapları olmadığı için yiyecekler, sineklerin giremeyeceği telli dolaplara konurdu.

Zaman içinde İnternet denen bir aracın bulunacağı, mobil-cep telefonlarının üretileceği, 3G gibi teknolojinin gündeme geleceği, telefonların otomatik olarak dünyanın her yeri ile anında sesli ve görüntülü görüşme imkânı doğuracağı insanların aklından bile geçmezdi.

Sarı uçlu (filtreli) sigaralar ancak kalburüstü insanlar tarafından içilir, diğerlerinin favorisi sigarası Birinci veya Bafra sigarasıydı. Çok yerde sigaralar, paket ile olduğu gibi tane tane de satılırdı.

İnternet olmadığı için E-Mail gönderemez, telefonlarımızdan SMS gönderemez ve ÇET yapılmazdı.

Kargo şirketleri olmadığı ve bilinmediği için tüm kargolar ya PTT aracılığı ile ya Tren veya nakliyat ambarları aracılığı ile gönderilirdi.

Çoğu zaten hiç gerçekleşmeyecek olan düşünceler, endişelerden arındırılırdı.


Doğal gazın kesilme korkusu, trafikte yolda kalma telaşı ve sıkıntısı ve dahi en önemlisi rejim tehlikesi de yoktu.

Koskoca Rektör... Koskoca Dekan, Koskoca Profesör... Koskoca Gazeteci gibi tâbir ve unvanlar pek bilinmez ve duyulmazdı.

Zeytinyağı ve Margarin temel yemeklik yağlar olup Ayçiçeği yağı ancak hastalar tarafından kullanılırdı.

Toplumumuzda bazı insanlar kaymak yerken diğerleri kuru ekmeği zor bulurlardı. Tıpkı şimdilerde olduğu gibi…

Âhh, ah…
Ne güzeldi o günler!
Öyle güzel cahildik, öyle hoş fakirdik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
yazı kaynak:
http://www.kalem.biz/akyazi.asp?islem=yazidetay&id=1416&db=20&konusu=Ne+G%FCzeldi+Hem+Cahil+Hem+de+Fakirdik

Yorum Gönder

Whatsapp Button works on Mobile Device only

Yazmaya başlayın ve aramak için Enter tuşuna basın...